Bolu Haberleri, Son Dakika Bolu Haberleri

Nazım Hikmet Şiirleri – Kısa ve Aşk Temalı Nazım Hikmet Şiirleri Sözleri! En Güzel Nazım Hikmet Ran Şiirleri

Vefatının ölüm yıldönümünde usta şair Nazım Hikmet Ran anılıyor. Büyük şair Nazım Hikmet’in şiirleri bugün dünyanın dört bir yanında yankılanıyor. İşte, Nazım Hikmet’in hayatı şiirleri ve sözleri NAZIM HİKMET ŞİİRLERİ Türk Edebiyatının ‘Mavi Gözlü Devi’ Nâzım Hikmet’in şiirleri1. Bence Şimdi Sen De Herkes GibisinBence Şimdi Sen De Herkes GibisinBence Şimdi Sen De Herkes GibisinGözlerim gözünde aşkı seçmiyor Onlardan kalbime sevda geçmiyor Ben yordum ruhumu biraz da sen yor Çünkü bence şimdi herkes gibisin Yolunu beklerken daha dün gece Kaçıyorum bugün senden gizlice Kalbime baktım da işte iyice Anladım ki sen de herkes gibisin Büsbütün unuttum seni eminim Maziye karıştı şimdi yeminim Kalbimde senin için yok bile kinim Bence sen de şimdi herkes gibisin2. SalkımsöğütSalkımsöğütAkıyordu su gösterip aynasında söğüt ağaçlarını. Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını! Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere! Birden bire kuş gibi vurulmuş gibi kanadından yaralı bir atlı yuvarlandı atından! Bağırmadı, gidenleri geri çağırmadı, baktı yalnız dolu gözlerle uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına! Ah ne yazık! Ne yazık ki ona dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak! Nal sesleri sönüyor perde perde, atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde! Atlılar atlılar kızıl atlılar, atları rüzgâr kanatlılar! Atları rüzgâr kanat… Atları rüzgâr… Atları… At… Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat! Akar suyun sesi dindi. Gölgeler gölgelendi renkler silindi. Siyah örtüler indi mavi gözlerine, sarktı salkımsöğütler sarı saçlarının üzerine! Ağlama salkımsöğüt, ağlama, Kara suyun aynasında el bağlama! el bağlama! ağlama!3. Ben Senden Önce Ölmek İsterimBen Senden Önce Ölmek İsterimBen senden önce ölmek isterim. Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun? Ben zannetmiyorum bunu. Iyisi mi,beni yaktırırsın, odanda ocağın üstüne korsun içinde bir kavanozun. Kavanoz camdan olsun, şeffaf, beyaz camdan olsun ki içinde beni gorebilesin Fedakarliğimi anlıyorsun vazgeçtim toprak olmaktan, vazgeçtim çiçek olmaktan senin yanında kalabilmek için. Ve toz oluyorum yaşiyorum yanında senin. Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin. Ve orada beraber yaşarız külümün içinde külün ta ki bir savruk gelin yahut vefasız bir torun bizi ordan atana kadar… Ama biz o zamana kadar o kadar karışacağız ki birbirimize, atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek. Toprağa beraber dalacagız. Ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasndan nemlenip filizlenirse sapında muhakkak iki çiçek açacak : biri sen biri de ben. Ben daha ölümü düşünmüyorum. Ben daha bir çocuk doğuracağım Hayat taşıyor içimden. Kaynıyor kanım. Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok, ama sen de beraber. Ama ölüm de korkutmuyor beni. Yalnız pek sevimsiz buluyorum bizim cenaze şeklini. Ben ölünceye kadar da Bu düzelir herhalde. Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde? Içimden bir şey : belki diyor.4. HasretHasretDenize dönmek istiyorum! Mavi aynasında suların: boy verip görünmek istiyorum! Denize dönmek istiyorum! Gemiler gider aydın ufuklara gemiler gider! Gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder. Elbet ömrüm gemilerde bir gün olsun nöbete yeter. Ve madem ki bir gün ölüm mukadder; Ben sularda batan bir ışık gibi sularda sönmek istiyorum! Denize dönmek istiyorum! Denize dönmek istiyorum!5. SevgilimSevgilimSevgilim, başlar önde, gözler alabildiğine açık, yanan şehirlerin kızıltısı, çiğnenen ekinler ve bitmez tükenmez ayak sesleri : gidiliyor. Ve insanlar katlediliyor : ağaçlardan ve danalardan daha rahat daha kolay daha çok. Sevgilim, bu ayak sesleri, bu katliâmda hürriyetimi, ekmeğimi ve seni kaybettiğim oldu, fakat açlığın, karanlığın ve çığlıkların içinden güneşli elleriyle kapımızı çalacak olan gelecek günlere güvenimi kaybetmedim hiçbir zaman…6. Açlık Ordusu YürüyorAçlık Ordusu YürüyorAçlık ordusu yürüyor yürüyor ekmeğe doymak için ete doymak için kitaba doymak için hürriyete doymak için. Yürüyor köprüler geçerek kıldan ince kılıçtan keskin yürüyor demir kapıları yırtıp kale duvarlarını yıkarak yürüyor ayakları kan içinde. Açlık ordusu yürüyor adımları gök gürültüsü türküleri ateşten bayrağında umut umutların umudu bayrağında. Açlık ordusu yürüyor şehirleri omuzlarında taşıyıp daracık sokakları karanlık evleriyle şehirleri fabrika bacalarını paydostan sonralarının tükenmez yorgunluğunu taşıyarak. Açlık ordusu yürüyor ayı ini köyleri ardınca çekip götürüp ve topraksızlıktan ölenleri bu koskoca toprakta. Açlık ordusu yürüyor yürüyor ekmeksizleri ekmeğe doyurmak için hürriyetsizleri hürriyete doyurmak için açlık ordusu yürüyor yürüyor ayakları kan içinde.7. Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve HanımelleriMavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve HanımelleriO mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Kadının hayali minnacık bir evdi, bahçesinde ebruli hanımeli açan bir ev. Bir dev gibi seviyordu dev. Ve elleri öyle büyük işler için hazırlanmıştı ki devin, yapamazdı yapısını, çalamazdı kapısını bahçesinde ebruli hanımeli açan evin. O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Mini minnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruli hanımeli açan eve. Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev, dev gibi sevgilere mezar bile olamaz: bahçesinde ebruli hanımeli açan ev..8. Tahirle Zühre MeselesiTahirle Zühre MeselesiTahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte yani yürekte.Meselâ bir barikatta dövüşerek meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken meselâ denerken damarlarında bir serumu ölmek ayıp olur mu?Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir ayrılmak istemezsin dünyadan ama o senden ayrılacak yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.9. GözlerinGözlerinGözlerin gözlerin gözlerin, ister hapisaneme, ister hastaneme gel, gözlerin gözlerin gözlerin hep güneşte, şu Mayıs ayı sonlarında öyledir işte Antalya tarafında ekinler seher vakti. Gözlerin gözlerin gözlerin, kaç defa karşımda ağladılar çırılçıplak kaldı gözlerin altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve çırılçıplak, fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar. Gözlerin gözlerin gözlerin, gözlerin bir mahmurlaşmayagörsün sevinçli bahtiyar alabildiğine akıllı ve mükemmel dillere destan bir şeyler olur dünyaya sevdası insanın. Gözlerin gözlerin gözlerin, sonbaharda öyledir işte kestanelikleri Bursa’nın ve yaz yağmurundan sonra yapraklar ve her mevsim ve her saat İstanbul. Gözlerin gözlerin gözlerin, gün gelecek gülüm, gün gelecek, kardeş insanlar birbirine senin gözlerinle bakacaklar gülüm, senin gözlerinle bakacaklar.10. Severmişim MeğerSevermişim MeğerSevermişim MeğerYıl 62 mart 28Pırağ-Berlin tireninde pencerenin yanındayımAkşam oluyorDumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişinisevermişim meğerAkşamın inişini yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedimToprağı severmişim meğerToprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyenBen sürmedimPılatonik biricik sevdam da buymuş meğerMeğer ırmağı severmişimİster böyle kımıldanmadan aksın kıvrıla kıvrıla tepelerineteğindeDoruklarına şatolar kondurulmuş avrupa tepelerininİster uzasın göz alabildiğine dümdüzBilirim ırmak yeni ışıklar getirecek sen göremiyeceksinBilirim ömrümüz beygirinkinden azıcık uzun karganınkindenalabildiğine kısaBilirim benden önce duyulmuş bu kederBenden sonra da duyulacakBenden önce söylenmiş bunların hepsi bin kereBenden sonra da söylenecekGökyüzünü severmişim meğerKapalı olsun açık olsunBorodino savaş alanında Andırey’in sırtüstü seyrettiğigökkubbeHapiste Türkçeye çevirdim iki cildini Savaşla Barış’ınKulağıma sesler geliyorGökkubbeden değil meydan yerindenGardiyanlar birini dövüyor yineAğaçları severmişim meğerÇırılçıplak kayınlar Moskova dolaylarında Predelkino’dakışın çıkarlar karşıma alçakgönüllü kibarKayınlar Rus sayılıyor kavakları Türk saydığımız gibiİzmir’in kavaklarıDökülür yapraklarıBize de çakıcı derlerYar fidan boylumYakarız konaklarıIlgaz Ormanlarında yıl 920 bir keten mendil astım bir çamdalınaUcu işlemeliYolları severmişim meğerAsfaltını daVera direksiyonda Moskova’dan Kırım’a gidiyoruz Koktebel’eAsıl adı Göktepe iliBir kapalı kutuda ikimizDünya akıyor iki yandan dışarıda dilsiz uzakHiç kimseyle hiçbir zaman böyle yakın olmadımEşkıyalar çıktı karşıma Bolu’dan inerken gerede’ye kırmızıyolda ve yaşım on sekizYaylıda canımdan gayrı alacakları eşyam da yokVe on sekizimde en değersiz eşyamız canımızdırBunu bir kere daha yazdımdıÇamurlu karanlık sokakta bata çıka karagöze gidiyorumramazan gecesiÖnde körüklü kaat fenerBelki böyle bir şey olmadıBelki bir yerlerde okudum sekiz yaşında bir oğlanın karagözegidişini ramazan gecesi istanbul’da dedesinin elinden tutupDedesi fesli ve entarisinin üstüne samur yakalı kürkünügiymişVe harem ağasının elinde fenerVe benim içim içime sığmıyor sevinçtenÇiçekler geldi aklıma her nedenseGelincikler kaktüsler fulyalarİstanbul’da Kadıköy’de Fulya tarlasında öptüm Marika’yıAğzı acıbadem kokuyorYaşım on yediKolan vurdu yüreğim salıncak bulutlara girdi çıktıÇiçekleri severmişim meğerÜç kırmızı karanfil yolladı bana hapishaneye yoldaşlar 1948Yıldızları hatırladımSevermişim meğerİster aşağıdan yukarıya seyredip onları şaşıp kalayımİster uçayım yanıbaşlarındaKosmos adamlarına sorularım varÇok daha iri iri mi gördüler yıldızlarıKara kadifede koskocaman cevahirler miydilerTuruncuda kayısılar mıKibirleniyor mu insan yıldızlara biraz daha yaklaşıncaRenkli fotoğraflarını gördüm kosmosun ogonyok dergisindeKızmayın ama dostlar non figüratif mi desek soyut mu desekişte o soydan yağlı boyalara benziyordu kimisi yani dehşetli figüratif ve somutİnsanın yüreği ağzına geliyor karşılarındaSınırsızlığı onlar hasretimizin aklımızın ellerimizinOnlara bakıp düşünebildim ölümü bile şu kadarcık kederduymadanKosmosu severmişim meğerGözümün önüne kar yağışı geliyorAğır ağır dilsiz kuşbaşısı da buram buram tipisi deMeğer kar yağışını severmişimGüneşi severmişim meğerŞimdi şu vişne reçeline bulanmış batarken bileGüneş İstanbul’da da kimi kere renkli kartpostallardaki gibibatarAma onun resmini sen öyle yapmıyacaksınMeğer denizi severmişimHem de nasılAma Ayvazofski’nin denizleri bir yanaBulutları severmişim meğerİster altlarında olayım ister üstlerindeİster devlere benzesinler ister ak tüylü hayvanlaraAyışığı geliyor aklıma en aygın baygını en yalancısı enküçük burjuvasıSevermişimYağmuru severmişim meğerAğ gibi de inse üstüme ve damlayıp dağılsa da camlarımdayüreğim beni olduğum yerde bırakır ağlara dolanık ya da bir damlanın içinde veÇıkar yolculuğa haritada çizilmemiş bir memlekete giderYağmuru severmişim meğerAma neden birdenbire keşfettim bu sevdaları Pırağ-Berlintireninde yanında pencereninaltıncı cıgaramı yaktığımdan mıBir teki ölümdür benim içinMoskova’da kalan birilerini düşündüğümden mi geberesiyeSaçları saman sarısı kirpikleri maviZifiri karanlıkta gidiyor tirenZifiri karanlığı severmişim meğerKıvılcımlar uçuşuyor lokomotiftenKıvılcımları severmişim meğerMeğer ne çok şeyi severmişim de altmışımda farkına vardımbununPırağ-Berlin tireninde yanında pencerenin yeryüzünü dönülmezbir yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek11. Bir Acayip DuyguBir Acayip Duygu«Mürdüm eriği çiçek açmıştır. — ilkönce zerdali çiçek açar mürdüm en sonra — Sevgilim, çimenin üzerine diz üstü oturalım karşı-be-karşı. Hava lezzetli ve aydınlık ‘ fakat iyice ısınmadı daha ‘ çağlanın kabuğu yemyeşil tüylüdür henüz yumuşacık… Bahtiyarız yaşayabildiğimiz için. Herhalde çoktan öldürülmüştük sen Londra’da olsaydın ben Tobruk’ta olsaydım, bir İngiliz şilebinde yahut… Sevgilim, ellerini koy dizlerine ‘ bileklerin kalın ve beyaz ‘ sol avucunu çevir : gün ışığı avucunun içindedir kayısı gibi… Dünkü hava akınında ölenlerin yüz kadarı beş yaşından aşağı, yirmi dördü emzikte… Sevgilim, nar tanesinin rengine bayılırım ‘ nar tanesi, nur tanesi ‘ kavunda ıtrı severim mayhoşluğu erikte ……….» ………. yağmurlu bir gün yemişlerden ve senden uzak ‘ daha bir tek ağaç bahar açmadı kar yağması ihtimali bile var ‘ Bursa cezaevinde acayip bir duyguya kapılarak ve kahredici bir öfke içinde inadıma yazıyorum bunları, kendime ve sevgili insanlarıma inat.12. Karlı Kayın OrmanındaKarlı Kayın OrmanındaKarlı kayın ormanında yürüyorum geceleyin. Efkârlıyım, efkârlıyım, elini ver, nerde elin?Ayışığı renginde kar, keçe çizmelerim ağır. İçimde çalınan ıslık beni nereye çağırır?Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak? Kayınların arasında bir pencere, sarı, sıcak.Ben ordan geçerken biri : ‘Amca, dese, gir içeri.’ Girip yerden selâmlasam hane içindekileri.Eski takvim hesabıyle bu sabah başladı bahar. Geri geldi Memed’ime yolladığım oyuncaklar.Kurulmamış zembereği küskün duruyor kamyonet, yüzdüremedi leğende beyaz kotrasını Memet.Kar tertemiz, kar kabarık, yürüyorum yumuşacık. Dün gece on bir buçukta ölmüş Berut, tanışırdık.Bende boz bir halısı var bir de kitabı, imzalı. Elden ele geçer kitap, daha yüz yıl yaşar halı.Yedi tepeli şehrimde bıraktım gonca gülümü. Ne ölümden korkmak ayıp, ne de düşünmek ölümü.En acayip gücümüzdür, kahramanlıktır yaşamak : Öleceğimizi bilip öleceğimizi mutlak.Memleket mi, daha uzak, gençliğim mi, yıldızlar mı? Bayramoğlu, Bayramoğlu, ölümden öte köy var mı?Geceleyin, karlı kayın ormanında yürüyorum. Karanlıkta etrafımı gündüz gibi görüyorum.Şimdi şurdan saptım mıydı, şose, tirenyolu, ova. Yirmi beş kilometreden pırıl pırıldır Moskova…13. SenSenEn güzel günleriminüç mel’un adamı var:Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diyeen güzel günlerimin bu üç mel’ un adamını yer yer tırnaklarımla kazıdımhatıralarımın camını..En güzel günleriminüç mel’un adamı var:Biri sensin,biri o,biri ötekisi..Düşmanımdır ikisi..Sana gelince…Yazıyorsun..Okuyorum..Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa,insanınbu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..Ne yazık!..Ne kadarberaber geçmiş günlerimiz var;seninve benimen güzel günlerimiz..Kalbimin kanıyla götüreceğimebediyeteben o günleri..Sana gelince, sen o günleri -kendi oğluyla yatan,kızlarının körpe etini satanbir ana gibi satıyorsun!.Satıyorsun:günde on kaat,bir çift rugan pabuç,sıcak bir döşekve üç yüz papellik rahatiçin…En güzel günleriminüç mel’un adamı var:Biri sensin,Biri o,biri ötekisi…Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi…Sana gelince…Ne ben Sezarım,Ne de sen Brütüssün…Ne ben sana kızarımne de zatın zahmet edip bana küssün..Artık seninle biz,düşman bile değiliz..14. Kız ÇocuğuKız ÇocuğuKapıları çalan benim kapıları birer birer. Gözünüze görünemem göze görünmez ölüler.Hiroşima’da öleli oluyor bir on yıl kadar. Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar.Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu. Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu.Benim sizden kendim için hiçbir şey istediğim yok. Şeker bile yiyemez ki kâat gibi yanan çocuk.Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver. Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler.15. Güneşi İçenlerin TürküsüGüneşi İçenlerin TürküsüBu bir türkü:- toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsü! Bu bir örgü:- alev bir saç örgüsü! kıvranıyor; kanlı; kızıl bir meş’ale gibi yanıyor esmer alınlarında bakır ayakları çıplak kahramanların! Ben de gördüm o kahramanları, ben de sardım o örgüyü, ben de onlarla güneşe giden köprüden geçtim! Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi. Ben de söyledim o türküyü! Yüreğimiz topraktan aldı hızını; altın yeleli aslanların ağzını yırtarak gerindik! Sıçradık; şimşekli rüzgâra bindik!. Kayalardan kayalarla kopan kartallar çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını. Alev bilekli süvariler kamçılıyor şaha kalkan atlarını! Akın var güneşe akın! Güneşi zaptedeceğiz güneşin zaptı yakın! Düşmesin bizimle yola: evinde ağlayanların göz yaşlarını boynunda ağır bir zincir gibi taşıyanlar! Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar! İşte: şu güneşten düşen ateşte milyonlarla kırmızı yürek yanıyor! Sen de çıkar göğsünün kafesinden yüreğini; şu güneşten düşen ateşe fırlat; yüreğini yüreklerimizin yanına at! Akın var güneşe akın! Güneşi zaptedeceğiz güneşin zaptı yakın! Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk! Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız, toprak kokuyor bakır sakallarımız! Neş’emiz sıcak! kan kadar sıcak, delikanlıların rüyalarında yanan ‘ o an’ kadar sıcak! Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak, ölülerimizin başlarına basarak yükseliyoruz güneşe doğru! Ölenler döğüşerek öldüler; güneşe gömüldüler. Vaktimiz yok onların matemini tutmaya! Akın var güneşe akın! Güneşi zaaaptedeceğiz güneşin zaptı yakın! Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor! Kalın tuğla bacalar kıvranarak ötüyor! Haykırdı en önde giden, emreden! Bu ses! Bu sesin kuvveti, bu kuvvet yaralı aç kurtların gözlerine perde vuran, onları oldukları yerde durduran kuvvet! Emret ki ölelim emret! Güneşi içiyoruz sesinde! Coşuyoruz, coşuyor!.. Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor! Akın var güneşe akın! Güneşi zaaaaptedeceğiz güneşin zaptı yakın! Toprak bakır gök bakır. Haykır güneşi içenlerin türküsünü, Hay-kır Haykıralım!16. Vatan HainiVatan Haini’Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet. Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.’ Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla, bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson’un 66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. ‘Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.’Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim. Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim. Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla : Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.17. VasiyetVasiyetYoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü, ölürsem kurtuluştan önce yani, alıp götürün Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni.Hasan beyin vurdurduğu ırgat Osman yatsın bir yanımda ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın, seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu, tarlalar orta malı, kanallarda su, ne kuraklık, ne candarma korkusu.Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz, toprağın altında yatar upuzun, çürür kara dallar gibi ölüler, toprağın altında sağır, kör, dilsiz.Ama bu türküleri söylemişim ben daha onlar düzülmeden, duymuşum yanık benzin kokusunu traktörlerin resmi bile çizilmeden.Benim sessiz komşulara gelince, şehit Ayşe’yle ırgat Osman çektiler büyük hasreti sağlıklarında belki de farkında bile olmadan.Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani, – öyle gibi de görünüyor – Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni ve de uyarına gelirse, tepemde bir de çınar olursa taş maş da istemez hani…NAZIM HİKMET RAN KİMDİR?Memleket hasreti ile Moskova’da yaşamını yitirmişti Nazım Hikmet. Şiirleri elliden fazla dile çevrildi. Dünyanın okuduğu bir isim oldu. Kuvay-i Milliye Destanı ile İstiklal Savaşı’nın en nadide eserini yazmıştı.15 Ocak 1902 yılında Selanik’te dünyaya gelen Nazım Hikmet, ilk şiiri Feryad-ı Vatan’ı 1913 yılında kaleme almıştır. Mekteb-i Sultani’de öğrenim görmeye başlayan Nazım Hikmet, bir aile toplantısında yazdığı kahramanlık şiirini okuması ile Bahriye Nazırı Cemal Paşa tarafından keşfedildi. Bahriye Mehtebi’ne giderek öğrenimini başarı ile tamamladı. Mezuniyetinin ardından Hamidiye gemisinde stajyer subay olarak göreve başladı. Bir süre sonra bazı nedenlerden dolayı ordudan ayrıldı.Bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra Moskova’da Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde Siyasi Bilimler ve İktisat bölümü okudu. İlk şiir kitabı 28 Kanunisani’i Moskova’da yayınladı. Ardından Türkiye’ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı. Dergide yazdıkları şiir ve yazılardan ötürü hakkında 15 yıl hapis istendi. O sırada Sovyet Rusya’ya gitti. 1928 Af Kanunu ile cezası kaldırıldı. Tekrak Türkiye’ye dönerek Resimli Ay dergisinde yazılar yazmaya başladı. 1938 yılında burada da yazdıklarından dolayı 12 yıl hapis cezası aldı.1951 yılında Bakanlar Kurulu tarafından Türk Vatandaşlığından çıkarılan Nazım Hikmet, büyük dedesinin memleketi olan Polonya vatandaşlığına geçti ve Borzecki soyadını aldı.3 Haziran 1963 yılında geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.nazım hikmet ran kimdir sözcü ile ilgili görsel sonucuŞAİR YAŞAMINazım Hikmet ilk şiirlerini hece ölçüsü kuralları içinde yazdı. Yazdıkları le kısa zamanda diğer şairlere fark attı. Hece ölçüsü ile yetinmeyerek şiirleri için başka formlar bulma arayışına girdi. Sovyet Rusya’da kaldığı yıllar sırasında şiirlerinde bulmaya çalıştığı yeni ve farklı formlara ulaştı. Bu sebeple hem içerik hem de biçim yönünden dönemin şairlerinden farklı bir yol izledi. Şiirlerinde uzun yıllar benimsediği hece ölçüsünden vazgeçerek serbest ölçüde yazmaya başladı. Yine o dönem Sovyet şairlerinden esinlenerek şiirlerine farklı bir boyut kazandırdı. Yazdıkları Fikret Kızılok, Cem Karaca, Fuat Saka, Grup Yorum, Ezginin Günlüğü, Zülfü Livaneli gibi usta sanatçılar tarafından seslendirildi. Buna ek olarak birçok eseri de Yeni Türk’ün eski üyelerinden Selim Atakan tarafından bestelendi.Yine Fuat Saka tarafından iki adet şiiri bestelenerek albüme dahil edildi. UNESCO tarafından Nazım Hikmet Yılı olarak kabul edilen 2002 yılında dönemin ünlü bestecisi Suat Özönder, ‘Şarkılarda Nazım Hikmet’ isimli albüm oluşturdu.Nazım Hikmet Şiirleri21-1-924Aşk MönüsüBelki BenBen Sen OBen Senden Önce Ölmek İsterimBeş SatırlaBir Acayip DuyguBir Ayrılış HikayesiBir Cezaevinde Tecritteki Adamın MektuplarıBir FotoğrafaBir Gemici TürküsüBir Küvet HikayesiBulut Mu OlsamBulutlar Adam ÖldürmesinÇekilmez Bir AdamCenaze MerasimimCevap No:2Ceviz AğacıDavet. ..DostlukDurup DururkenDünyayı Verelim ÇocuklaraGiderayak İşlerim VarGüneşi İçenlerin TürküsüGünlerGüzGözleri Siyah KadınGözlerinGözlerine BakarkenHapiste Yatacak Olana Bazı ÖğütlerHasret -01Hasret -02Hava SoğukHaydi Güle Güle GülümHenüz Vakit Varken GülümHer Kitabımın Son SözüHoşgeldin KadınımHoşgeldin…KadınlarımızKar YağıyorKarlı Kayın OrmanındaKarıma MektupKocalmaya AlışıyorumKosmosun Kardeşliği AdınaKız ÇocuğuKızıl SaçlısınaMasalların MasalıMavi LimanMaziMektuplar – 04Mektuplar – 05Mektuplar -06Mektuplar -07Mektuplar- 03Mektuplar- 09Mektuplar-01Mektuplar-02Mektuplar-08Memede Son MektubumdurNasılsınNe Güzel Şey Hatırlamak SeniO Mavi Gözlü Bir DevdiOtobiyografi..PencerelerPiraye İçinPiraye İçin Yazılmış 21-22 ŞiirleriSalkım SöğütSaman SarısıSebastıan BachSen Benim SarhoşluğumsunSen.. ..Seni DüşünmekSeni DüşünürümSenin Resmini Ben YapacağımSensiz ParisSesimizSevgilim Yalan SöylersemSeviyorum SeniSofraSon OtobüsSon ŞiiriSıcaklardaVatan HainiVera UyandıVera İçinYaşamaya Dair (1-2-3)Yine Memleketimin Üstüne SöylenmiştirYine Sana Dairİki SevdaYumdum GözlerimiYürümek…Ölüme DairŞaşıp Kalmak

Bir önceki yazımız olan Grekoromen Güreş Milli Takımı, Tokyo 2020'ye Bolu Dağı'nda hazırlanıyor başlıklı makalemizde Bolu, Güreş ve Milli hakkında bilgiler verilmektedir.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir